MASAL GİBİ
Hamide Yeşilyurt
2021
316 sayfa
~158 dk
Türkçe
Kitap Özeti
MASAL GİBİ
Ne prensesti, ne Külkedisi, ne de asildi. Gerçek hayat, masallarda anlatılanlar gibi olmuyordu.
Çocukken dinlediği masallar her zaman mutlu sonla biterdi; kötüler kaybeder, iyiler kazanır, prens prensesi ejderhanın elinden kurtarır ya da onu sonsuz uykusundan aşk dolu bir öpücükle uyandırırdı.
Aşk diye bir şey var mıydı? Varsa bile henüz onu bulamamıştı. Yoksa aşk adresini mi şaşırmıştı?
Aslında hayır.
Casey bir ressamdı. Çok para kazanmasa da sattığı resimler hayatını sürdürmesine yetiyordu. Büyükannesi tarafından büyütülmüştü. Yatılı okulda geçirdiği dönemler dışında onun yanında kalır, aile yadigârı olan tarihi Cromwell Kalesi’nde vakit geçirmeyi severdi.
O yıllar geride kalmıştı ve büyükannesi artık bir bakımevinde yaşıyordu. Ancak kale hâlâ ona aitti. Yatırımcıların dikkatini çeken bu yapıyı ve topraklarını hiçbir şekilde satmaya niyeti yoktu. Casey de onunla aynı fikirdeydi. Aile; sadakat, sevgi ve bağlılık demekti.
Armondo Latimer ise tarihi yapıları restore ederek büyük yatırımlara dönüştürüyor, bu yapıların geçmişini ya da bir aile yadigârı olmasını önemsemiyordu. Onun için önemli olan tek şey sağlayacağı mali kazançtı.
Hedefinde Cromwell Kalesi vardı.
Kalenin yaşlı sahibi inanılmaz derecede inatçı bir kadındı. Bedeli ne olursa olsun, aile yadigârı olarak gördüğü bu yeri satmaya niyeti yoktu. Ancak Armondo’nun da vazgeçmeye niyeti yoktu.
Derken büyükanne öldü.
Artık önünde yalnızca iki mirasçı vardı ve Armondo, onları alt etmenin kolay olacağını düşünüyordu. Biri genç bir kadın, diğeri ise felçli bir adamdı. Adamı parayla ikna etmişti ama inatçı ve dediğim dedik genç kadını razı etmek hiç de kolay görünmüyordu.
Kimdi bu Casey?
Koca bir taş yığınını ne yapacaktı? Elinin tersiyle ittiği milyonlardan daha değerli olan neydi bu kalede?
Armondo, ortak olduğu kalenin tamamına sahip olmak için önündeki bu engeli mutlaka aşacaktı. Eğer taşralı bir kadına yenileceğini düşünüyorsa, genç kadın çok yanılıyordu. Amerikalı bir adam, İngiliz bir kadını her şekilde ikna edebilirdi.
Henüz tanışma fırsatı bile bulamadığı kadını önce kaldığı evden çıkarttırdı. Kalacak yeri ve parası olmayan biri sonunda ayağına gelecek ve satış için imzayı atacaktı.
Ancak işler onun planladığı gibi gitmedi.
Çünkü her aşk, kendi masalını yazar.
Ne prensesti, ne Külkedisi, ne de asildi. Gerçek hayat, masallarda anlatılanlar gibi olmuyordu.
Çocukken dinlediği masallar her zaman mutlu sonla biterdi; kötüler kaybeder, iyiler kazanır, prens prensesi ejderhanın elinden kurtarır ya da onu sonsuz uykusundan aşk dolu bir öpücükle uyandırırdı.
Aşk diye bir şey var mıydı? Varsa bile henüz onu bulamamıştı. Yoksa aşk adresini mi şaşırmıştı?
Aslında hayır.
Casey bir ressamdı. Çok para kazanmasa da sattığı resimler hayatını sürdürmesine yetiyordu. Büyükannesi tarafından büyütülmüştü. Yatılı okulda geçirdiği dönemler dışında onun yanında kalır, aile yadigârı olan tarihi Cromwell Kalesi’nde vakit geçirmeyi severdi.
O yıllar geride kalmıştı ve büyükannesi artık bir bakımevinde yaşıyordu. Ancak kale hâlâ ona aitti. Yatırımcıların dikkatini çeken bu yapıyı ve topraklarını hiçbir şekilde satmaya niyeti yoktu. Casey de onunla aynı fikirdeydi. Aile; sadakat, sevgi ve bağlılık demekti.
Armondo Latimer ise tarihi yapıları restore ederek büyük yatırımlara dönüştürüyor, bu yapıların geçmişini ya da bir aile yadigârı olmasını önemsemiyordu. Onun için önemli olan tek şey sağlayacağı mali kazançtı.
Hedefinde Cromwell Kalesi vardı.
Kalenin yaşlı sahibi inanılmaz derecede inatçı bir kadındı. Bedeli ne olursa olsun, aile yadigârı olarak gördüğü bu yeri satmaya niyeti yoktu. Ancak Armondo’nun da vazgeçmeye niyeti yoktu.
Derken büyükanne öldü.
Artık önünde yalnızca iki mirasçı vardı ve Armondo, onları alt etmenin kolay olacağını düşünüyordu. Biri genç bir kadın, diğeri ise felçli bir adamdı. Adamı parayla ikna etmişti ama inatçı ve dediğim dedik genç kadını razı etmek hiç de kolay görünmüyordu.
Kimdi bu Casey?
Koca bir taş yığınını ne yapacaktı? Elinin tersiyle ittiği milyonlardan daha değerli olan neydi bu kalede?
Armondo, ortak olduğu kalenin tamamına sahip olmak için önündeki bu engeli mutlaka aşacaktı. Eğer taşralı bir kadına yenileceğini düşünüyorsa, genç kadın çok yanılıyordu. Amerikalı bir adam, İngiliz bir kadını her şekilde ikna edebilirdi.
Henüz tanışma fırsatı bile bulamadığı kadını önce kaldığı evden çıkarttırdı. Kalacak yeri ve parası olmayan biri sonunda ayağına gelecek ve satış için imzayı atacaktı.
Ancak işler onun planladığı gibi gitmedi.
Çünkü her aşk, kendi masalını yazar.
Kitap Detayları
Kitap adı
MASAL GİBİ
Kitap yazarı
Hamide Yeşilyurt
ISBN
9786056768620
Yayıncı
Grafist Yayınları
Yayın tarihi
08.10.2021
Sayfa sayısı
316 Sayfa
“Dünyaya küçük, şiire büyük gelmiş bir yaşamın hammaddesi: ateş, su ve kelimeler.
MASAL GİBİ
Yazar
Hamide Yeşilyurt
Kitap Özeti:
MASAL GİBİ
Ne prensesti, ne Külkedisi, ne de asildi. Gerçek hayat, masallarda anlatılanlar gibi olmuyordu.
Çocukken dinlediği masallar her zaman mutlu sonla biterdi; kötüler kaybeder, iyiler kazanır, prens prensesi ejderhanın elinden kurtarır ya da onu sonsuz uykusundan aşk dolu bir öpücükle uyandırırdı.
Aşk diye bir şey var mıydı? Varsa bile henüz onu bulamamıştı. Yoksa aşk adresini mi şaşırmıştı?
Aslında hayır.
Casey bir ressamdı. Çok para kazanmasa da sattığı resimler hayatını sürdürmesine yetiyordu. Büyükannesi tarafından büyütülmüştü. Yatılı okulda geçirdiği dönemler dışında onun yanında kalır, aile yadigârı olan tarihi Cromwell Kalesi’nde vakit geçirmeyi severdi.
O yıllar geride kalmıştı ve büyükannesi artık bir bakımevinde yaşıyordu. Ancak kale hâlâ ona aitti. Yatırımcıların dikkatini çeken bu yapıyı ve topraklarını hiçbir şekilde satmaya niyeti yoktu. Casey de onunla aynı fikirdeydi. Aile; sadakat, sevgi ve bağlılık demekti.
Armondo Latimer ise tarihi yapıları restore ederek büyük yatırımlara dönüştürüyor, bu yapıların geçmişini ya da bir aile yadigârı olmasını önemsemiyordu. Onun için önemli olan tek şey sağlayacağı mali kazançtı.
Hedefinde Cromwell Kalesi vardı.
Kalenin yaşlı sahibi inanılmaz derecede inatçı bir kadındı. Bedeli ne olursa olsun, aile yadigârı olarak gördüğü bu yeri satmaya niyeti yoktu. Ancak Armondo’nun da vazgeçmeye niyeti yoktu.
Derken büyükanne öldü.
Artık önünde yalnızca iki mirasçı vardı ve Armondo, onları alt etmenin kolay olacağını düşünüyordu. Biri genç bir kadın, diğeri ise felçli bir adamdı. Adamı parayla ikna etmişti ama inatçı ve dediğim dedik genç kadını razı etmek hiç de kolay görünmüyordu.
Kimdi bu Casey?
Koca bir taş yığınını ne yapacaktı? Elinin tersiyle ittiği milyonlardan daha değerli olan neydi bu kalede?
Armondo, ortak olduğu kalenin tamamına sahip olmak için önündeki bu engeli mutlaka aşacaktı. Eğer taşralı bir kadına yenileceğini düşünüyorsa, genç kadın çok yanılıyordu. Amerikalı bir adam, İngiliz bir kadını her şekilde ikna edebilirdi.
Henüz tanışma fırsatı bile bulamadığı kadını önce kaldığı evden çıkarttırdı. Kalacak yeri ve parası olmayan biri sonunda ayağına gelecek ve satış için imzayı atacaktı.
Ancak işler onun planladığı gibi gitmedi.
Çünkü her aşk, kendi masalını yazar.
Ne prensesti, ne Külkedisi, ne de asildi. Gerçek hayat, masallarda anlatılanlar gibi olmuyordu.
Çocukken dinlediği masallar her zaman mutlu sonla biterdi; kötüler kaybeder, iyiler kazanır, prens prensesi ejderhanın elinden kurtarır ya da onu sonsuz uykusundan aşk dolu bir öpücükle uyandırırdı.
Aşk diye bir şey var mıydı? Varsa bile henüz onu bulamamıştı. Yoksa aşk adresini mi şaşırmıştı?
Aslında hayır.
Casey bir ressamdı. Çok para kazanmasa da sattığı resimler hayatını sürdürmesine yetiyordu. Büyükannesi tarafından büyütülmüştü. Yatılı okulda geçirdiği dönemler dışında onun yanında kalır, aile yadigârı olan tarihi Cromwell Kalesi’nde vakit geçirmeyi severdi.
O yıllar geride kalmıştı ve büyükannesi artık bir bakımevinde yaşıyordu. Ancak kale hâlâ ona aitti. Yatırımcıların dikkatini çeken bu yapıyı ve topraklarını hiçbir şekilde satmaya niyeti yoktu. Casey de onunla aynı fikirdeydi. Aile; sadakat, sevgi ve bağlılık demekti.
Armondo Latimer ise tarihi yapıları restore ederek büyük yatırımlara dönüştürüyor, bu yapıların geçmişini ya da bir aile yadigârı olmasını önemsemiyordu. Onun için önemli olan tek şey sağlayacağı mali kazançtı.
Hedefinde Cromwell Kalesi vardı.
Kalenin yaşlı sahibi inanılmaz derecede inatçı bir kadındı. Bedeli ne olursa olsun, aile yadigârı olarak gördüğü bu yeri satmaya niyeti yoktu. Ancak Armondo’nun da vazgeçmeye niyeti yoktu.
Derken büyükanne öldü.
Artık önünde yalnızca iki mirasçı vardı ve Armondo, onları alt etmenin kolay olacağını düşünüyordu. Biri genç bir kadın, diğeri ise felçli bir adamdı. Adamı parayla ikna etmişti ama inatçı ve dediğim dedik genç kadını razı etmek hiç de kolay görünmüyordu.
Kimdi bu Casey?
Koca bir taş yığınını ne yapacaktı? Elinin tersiyle ittiği milyonlardan daha değerli olan neydi bu kalede?
Armondo, ortak olduğu kalenin tamamına sahip olmak için önündeki bu engeli mutlaka aşacaktı. Eğer taşralı bir kadına yenileceğini düşünüyorsa, genç kadın çok yanılıyordu. Amerikalı bir adam, İngiliz bir kadını her şekilde ikna edebilirdi.
Henüz tanışma fırsatı bile bulamadığı kadını önce kaldığı evden çıkarttırdı. Kalacak yeri ve parası olmayan biri sonunda ayağına gelecek ve satış için imzayı atacaktı.
Ancak işler onun planladığı gibi gitmedi.
Çünkü her aşk, kendi masalını yazar.
Kitap Detayları:
-
Kitap adıMASAL GİBİ
-
Kitap yazarıHamide Yeşilyurt
-
ISBN9786056768620
-
YayıncıGrafist Yayınları
-
Yayın tarihi08.10.2021
-
Sayfa sayısı316 Sayfa