Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz.. Tarayıcınızı güncellemeli veya alternatif bir tarayıcı kullanmalısınız.
KİTAP GÜNDEMİ · OKURLARIN BULUŞMA NOKTASI
Bir kitapla başlar, Sohbetle çoğalır.
Okuduğunu paylaş, bir cümleden ilham al. Aynı hikâyede buluşacağın okurları keşfet.
Evin iç tarafındaki hoş geldiniz paspasına bastığımız anda
ayaklarımızı işaret ederek, “Ayakkabılarınızı çıkarın,” dedi.
Ben önü kapalı sandaletlerimi çıkarırken Nico da spor
ayakkabılarını tekmeleyerek çıkardı, ayakkabıların koridora
doğru fırlamasını dehşet içinde izledim. Koşarak gidip onları
aldım ve dikkatlice ayakkabılığa koydum.
Büyük hayaller kuran zavallı yoldaşlarım benim; sizlere o kadar özeniyor, sizleri o kadar hor görüyorum ki! Kendimi ötekilere daha yakın hissediyorum -en yoksul olanlara, kendilerinden başka hayallerini anlatacak, yazıyor olsalar adına dizeler yazacak kimsesi olmayanlara-, sırf var olmaktan boğularak ölen o zavallılara.
Ben böyleyim işte. Düşünmek istediğim zaman, görüyorum. Ruhumun derinliğine inmeye niyetlensem, kısa süre sonra, aklım başka yere kayarak, upuzun merdivenin ilk sarmalında duruyorum ve son katın penceresinden, karmakarışık çatı yığınını paslı tonlarla ıslatarak veda eden güneşi seyrediyorum.
Herkesin yaplığını yaptı. Kendi adına 65 hektar, karısı adına 65
hektar, karısı hamile olduğu için çocuğu adına da 65 hektar aldı. Yıllar
içinde dördü oğlan, beşi kız, dokuz çocuk doğdu; her doğumda
çiftliğe bir 65 hektar daha eklendi- toplam yedi yüz on beş hektar.
Arazide iş olsa Hamilton'lar zengin olurdu.
Şehre dönene kadar bekledim çünkü adada düzgün parçalar
bulmak imkânsızdı. Douglas benden habersiz dairesindeki
çoğu eşyayı çatı katımıza taşırmıştı ve hepsi de korkunçtu.
İsminde “indirim” ya da “toptan satış” yazan bir mağazadan
alınmış gibi görünüyorlardı. Bakamıyordum bile.
Ve bana, doğruca içimi
görebiliyormuş gibi bakıyordu. Ruhumu görebiliyormuş gibi.
Şeytana tapan ve mısır tarlalarında yaşayan, zihin okuyabilen
ürkütücü çocukların olduğu korku filmlerini bilir
misiniz? İşte o filmlerden biri için oyuncu seçimi yapılsaydı
bu kız rolü kesinlikle alırdı. Seçmelere katılmasına bile gerek
olmazdı. Onu görür görmez, Tamam, sen üç numaralı
ürkütücü kızsın, derlerdi.
Zweig, kısacık bir metinde yalnızlığın ve zihinsel baskının insanı nasıl değiştirebildiğini anlatıyor. Gemideki satranç karşılaşmaları, Dr. B.’nin geçmişi açıldıkça bambaşka bir ağırlık kazanıyor. Bir uğraşın insanı ayakta tutmasıyla onu bir saplantıya sürüklemesi arasındaki ince çizgi, öykünün en etkileyici tarafı.
Anlatım sade, gerilim ise adım adım yükseliyor. Karakterlerin karşıtlığı yer yer keskin olsa da bu, masadaki mücadelenin psikolojik yönünü görünür kılıyor. Satranç bilmeden de rahatlıkla okunabilecek, kısa olmasına rağmen uzun süre düşündüren bir eser. Sizce zihni meşgul eden bir tutku hangi noktada özgürlüğü kısıtlamaya başlar?
Romanın asıl gerilimi, Raskolnikov’un kendi düşünceleriyle giriştiği mücadelede. Dostoyevski, bir insanın kendini haklı çıkarmak için kurduğu mantığın vicdan karşısında nasıl çatladığını çok güçlü biçimde anlatıyor. Petersburg’un boğucu atmosferi, yoksulluk ve gurur da bu iç çatışmayı besliyor.
Uzun diyaloglar ve yoğun ruh çözümlemeleri yer yer okumayı yavaşlatıyor; buna karşılık karakterleri kolayca iyi ya da kötü diye sınıflandıramamak kitabın en güçlü yanı. İnsan psikolojisini ve ahlaki ikilemleri sevenler için üzerine düşünerek okunacak bir klasik. Sizce insanın kendine verdiği ceza, dışarıdan gelen cezadan daha ağır olabilir mi?